KAPAT

Aşk ve Evlilik

Aşkına renk katmak ve huzurlu yaşamak için uyulması tavsiye edilen kurallar. Aşık olmak demek; etrafınızdaki tüm mutsuzlukları unutup, hayata pembe gözlüklerle bakmak demek... Aşk ve Evlilik için doğru yerdesiniz..

ADVERTORIAL

Seçmece yazılar

Site Arşivi

Baş dönmesi tümör habercisi olabilir

Written By 24 SAAT YAYIN on 5 Temmuz 2014 Cumartesi | Cumartesi, Temmuz 05, 2014

Baş dönmesi ve dengesizliğe yol açabilecek pek çok farklı hastalık olabilir. İç kulak hastalıkları, nörolojik hastalıklar ve psikiyatrik rahatsızlıklar en sık karşılaşılan nedenlerdir. 

Başı dönen bir hastanın mutlaka doktora başvurması gerektiğini söyleyen Liv HOSPITAL Kulak Burun Boğaz Hastalıkları’ndan Prof. Dr. Sarp Saraç “Bazen tansiyon düşüklüğü baş dönmesin sebebidir ama kimi zaman kafa içindeki bir tümörün de ilk belirtisi olabilir” dedi.

Baş dönmesi depresyon sebebi
Baş dönmesine yol açan pek çok kulak hastalığı olabilir. Bunlardan en sık karşılaştığımız “benign paroksismal pozisyonel vertigo” adı verilen iç kulaktaki denge kristallerinin yarım daire kanalına kaçması nedeniyle olan ve baş hareketleri ile ortaya çıkan kısa süreli baş dönmesidir. Sık nedenlerden bir diğeri ise iç kulak sıvısının artması sonucu ortaya çıkan, ataklar halinde gelen ve saatler boyu süren şiddetli baş dönmesi ile karakterize bir hastalık olan Meniere hastalığıdır.

Baş dönmesine bulantı ve kusma eşlik eder
Baş dönmesi (vertigo) hareket illüzyonudur, yani hasta kendisinin ya da çevrenin hareket ettiği hissine kapılır. Bulantı ve kusma eşlik edebilir. Denge kaybı ise kişinin dengeyi sağlayan 3 sistemden (iç kulak, dokunma ve görme) biri ya da birden fazlasında ya da bu sistemleri koordine eden beyincikle ilgili bir sorun olduğunda ortaya çıkar. Hasta dengesini sağlamakta zorluk çeker, düşmeler olabilir.

Başı dönen hasta hangi hekime başvurmalı?
Baş dönmesinin pek çok nedeni vardır. Bu hastalıklardan bir kısmı ilaç tedavileri ile bir kısmı ise bazı döndürme manevraları ile tedavi edilebilir. Bazen tansiyon düşüklüğü baş dönmesine neden olabilirken diğer yandan baş dönmesi kafa içindeki bir tümörün ilk belirtisi olabilir. Dolayısıyla, baş dönmeli hasta mutlaka hekime başvurmalıdır. Baş dönmesinin en sık nedeni iç kulak hastalıklarıdır. Bu yüzden genellikle baş dönmeli hastaları ilk olarak Kulak-Burun-Boğaz hekimleri görmeli. İç kulakla ilgili bir sorun olmadığında hasta nöroloji veya psikiyatri bölümlerine sevk edilebilir. Bunun yanında eğer hastada baş dönmesi ile birlikte kuvvet kaybı veya his kaybı gibi şikayetler varsa direkt olarak nörolojiye baş vurması uygun olur.

Cerrahi müdahale gerekebilir
Baş dönmesinin pek çok farklı sebebi olduğu için her birinin tedavisi birbirinden farklıdır. En sık neden olan benign paroksismal pozisyonel vertigonun tedavisinde döndürme manevraları kullanılıyor. Meniere Hastalığı’nın tedavisinde ilaçlar ve ilaçların yeterli olmadığı durumlarda cerrahi müdahaleler uygulanır. Bunun yanında baş dönmesinin nedeni kafa içindeki tümöral bir oluşum ise cerrahi bir müdahale veya ışın tedavisi gerekebilir. Baş dönmesi ile gelen hastalara öncelikle komple bir kulak burun boğaz muayenesi yapılır. Gerekli durumlarda kulak mikroskop altında değerlendirilir. Pozisyonel baş dönmesinden şüphelenilen vakalarda “Dix-Hallpike” adı verilen bir manevra uygulanır. İşitme testi, başta Meniere Hastalığı olmak üzere iç kulak kaynaklı baş dönmelerinin teşhisinde çok yardımcı bir tetkiktir. Nistagmus adı verilen istemsiz göz hareketlerinin değerlendirilmesinde ise “Videoelektronistagmografi” adı verilen cihazdan yararlanıyoruz.

Nöroloji, beyin cerrahisi ve psikiyatri birlikte değerlendiriyor
Baş dönmesi insanlarda çok fazla rahatsızlık hissi yaratan bir şikayet. Özellikle şiddetli ve uzun süren baş dönmeleri hastalarda çaresizlik hissi, korku ve depresyon yaratıyor. Bunun yanında hastaların baş dönmesi yüzünden düşüp bir yerlerini yaralama, araba kullanırken gelirse kaza yapma gibi riskleri bulunuyor. Nöroloji, beyin cerrahisi ve psikiyatri bu hastalarımızı birlikte değerlendirdiğimiz ana bilim dallarının başında geliyor.

Stres atakları tetikliyor
Stres direkt olarak baş dönmesine neden olmasa da özellikle Meniere Hastalığı’nda stres, iç kulak sıvısını arttırıp baş dönmesi ataklarını tetikliyor. Meniere Hastalığı’nda aşırı tuz tüketimi de atak riskini arttırıyor. Bunun dışında beslenme bozukluğu kansızlığa yol açmışsa baş dönmesine neden olabilir.

Cumartesi, Temmuz 05, 2014 | 0 yorum | Devamı..

Parmaklarınızdaki Değişimleri Dikkate Alın...

Parmaklarınızda görülen değişimlerin özellikle tırnak kökü ile parmak ucu arasındaki bölümün genişleyerek şekil değiştirmesini dikkate alın. Pek çok hastalığın habercisi olabilir.

Hisar Intercontinental Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serhat Fındık’la parmaklarda çomaklaşmayla kendini gösteren hastalıkları konuştuk…

Parmaklarda çomaklaşma nedir?
Parmakların uç kesimlerinin, tırnak kökü ile parmak ucu arasındaki bölümün, genişleyerek ve bombeleşerek çomak şeklini almasına çomak parmak veya parmaklarda çomaklaşma adı verilir. Genellikle başparmaktan başlar ve diğer parmaklara yayılır. Sıklıkla her iki el parmakları tutulur. Bazen birlikte ayak parmaklarında da çomaklaşma oluşabilir.

Hangi hastalıklarda daha sık görülür?
Çocuklarda doğumsal kalp hastalıkları (özellikle Fallot Tetralojisinde), erişkinlerde ise akciğer kanseri en sık nedenlerdir. Bunların dışında;

Akciğer apsesi, Bronşiektazi (bronşların yani hava yollarının genişlemesi ve harabiyeti), Ampiyem (akciğer zarları arasında iltihap birikimi), Akciğer fibrozisi (sertleşmesi), Ağır pnömoni (zatürre), Ağır kronik (uzun süreçli) tüberküloz (verem) gibi solunum sistemi hastalıklarında,

Kalp yetmezliği, Enfektif endokardit (kalp kapaklarının iltihabı) gibi kalp hastalıklarında, siroz, Ülseratif Kolit, Crohn gibi iltihaplı barsak hastalıklarında, akciğer ve/veya akciğer zarlarına metastaz (yayılım) yapan tüm organ veya doku kanserleri, Hodkgin hastalığı, Lenfoma, Tiroid kanserinde de parmaklarda çomaklaşma görülebilir.

Parmaklarda çomaklaşmayı her zaman bir hastalığın habercisi olarak kabul edebilir miyiz?
Hayır. %1-3 oranında ailevidir yani diğer aile fertlerinde görülebilir ve bu durumda bir hastalık belirtisi değildir. Çomaklaşma sadece bir elde de görülebilir. Bu durumda parmaklarda çomaklaşmaya yol açabilecek hastalıklar değil; travma, el damarları veya sinirlerinin hastalığı olabileceği akla getirilmelidir.

Parmaklarında çomaklaşma fark eden kişi ne yapmalıdır?
Parmaklarda çomaklaşma pek çok önemli hastalığın en erken belirtisi olabileceğinden hiç vakit kaybetmeden göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Böylelikle erken teşhis ve tedavi fırsatı kaçırılmamış olur.

Cumartesi, Temmuz 05, 2014 | 0 yorum | Devamı..

Sütünüzü arttırmanın 10 kolay yolu

Emziren annelerin korkulu rüyası sütlerinin kesilmesi veya verdikleri süt miktarının bebeklerinin gelişimine yetmeyecek olmasıdır. Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber’den sütü arttırmanın 10 kolay yolu ve 2013’e damgasını vuracak özel çorba tarifi…

Sıvı tüketiminizi arttırın: Süt üretiminin yeterli olmasında en önemli koşul, annenin tükettiği sıvı miktarıdır. Günde 3-3,5 litre sıvı tüketiminin süt miktarını arttırmakta ciddi rol oynadığı uzun zamandan beri bilinmektedir. Yeterli su tüketemeyen anneler; suyun yanı sıra şekersiz bitki çayları, ayran, çorba ve şekersiz meyve kompostoları tüketerek sıvı tüketimlerini arttırabilirler.

Zayıflama diyeti yapmayın: Emzirme döneminin ilk altı ayında yapılan zayıflama diyetlerinin süt üretimini ciddi anlamda azalttığı bilinen bir gerçek. Bu nedenle emziren annelerin bebek ek besinlere geçene kadar zayıflama diyeti yapmaması önerilir. İlk altı ay sadece yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Bebek ek besinlere başladıktan sonra bir uzman yardımı ile zayıflama süreci başlatılabilir.

Karbonhidrat tüketiminizi kesmeyin: Emzirme döneminde yapılan en büyük yanlışlardan biri zayıflamak adına karbonhidrat tüketiminin tamamen kesilmesidir. Emziren annenin beslenmesinde mutlaka ekmek, pilav, makarna ve meyve gibi karbonhidrat kaynakları yer almalıdır. Şekerli besinlerin süt yaptığına inanılması bir şehir efsanesinden öte değildir. Yapılan bilimsel araştırmalar, şekerli besinlerin süt verimini arttırmadığını ortaya koydu. Beyaz şeker yerine kaliteli karbonhidrat kaynakları olan tam tahıllı ürünler tercih edilmelidir.

Rezenenin gücünden faydalanın: Yapılan bilimsel araştırmalar; rezene tohumunun ve rezene çayının süt miktarını arttırmakta yararlı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Rezenenin aşırı tüketiminin ise süt üretimini tamamen durdurabileceği de biliniyor. Rezeneyi sadece çay olarak tüketmek zorunda değilsiniz. Suda haşlayarak veya az yağda çevirerek de tüketmeniz mümkün.

Yulaf ezmesi tüketin: Günde 1 kase yulaf ezmesi tüketiminin süt üretimini destekleyebileceği düşünülse de, bu etkisi tam olarak kanıtlanmamıştır. Bilimsel araştırmalar devam ediyor.

Fesleğenin etkisini unutmayın: Fesleğen bitkisinin de düzenli kullanımda anne sütünü arttırabileceği bilinir. Yemeklerinizde fesleğene daha çok yer açın.

Yeşillere daha çok yer açın: Koyu yeşil yapraklı sebzelerin anne sütünü arttırmaya yardımcı olduğu bilinmektedir. Salatalarınızda roka, maydanoz gibi yeşilliklere yer açabilir. Semizotu, ıspanak ve pazı gibi sebzeleri de haşlayarak, sebze yemeği şeklinde veya az yağda çok öldürmeden kavurarak tüketebilirsiniz.
Turuncuları sofranıza alın: Havuç, bal kabağı, kavun gibi turuncu renkte olan ve beta karotenden zengin olan sebzeler süt üretimini arttırmaya yardımcıdır. Havuç ve bal kabağını; çorbalarınızda, yemeklerinizde ve tatlılarınızda kullanabilirsiniz.

Protein olmadan olmaz: Sütün ana yapısında da yer alan protein, süt veren annelerin beslenmesinde yer alması gereken bir kaynaktır. Emziren anneler, her gün düzenli olarak süt, yoğurt, ayran, peynir, yumurta, et, tavuk, balık gibi kaliteli protein kaynaklarını tüketmelidirler.

Arpa Mucizesi: Ülkemizde daha çok alkolsüz bira veya malt içecek olarak tercih edilen, arpa ile hazırlanmış yiyeceklerin veya çimlenmiş arpa suyunun, anne sütünün verimliliğini ciddi anlamda arttırdığı gözlenmiştir. Ülkemiz için yeni bir kavram olsa da, birçok ülkeden uzun zamandır anne sütünü arttırmak için kullanılan bir tahıldır.

EMZİREN ANNELERE SÜTLERİNİ ARTTIRACAK SÜPER ÇORBA
Malzemeler:
100 gram dana biftek
1 çay bardağı dolusu arpa
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 orta boy soğan
3 orta boy domates
2 orta boy havuç
4 su bardağı su
1 silme çay kaşığı karabiber
1 silme çay kaşığı tuz
½ çay bardağı ince kıyılmış fesleğen
Yapılışı: Suda bifteği haşlayınız. Bifteğin haşlanmasına yakın arpayı ilave ediniz. Biftek haşlandıktan sonra, bifteği sudan alınız, ince şeritler halinde doğrayınız. Tekrar et suyunun içine ekleyiniz. Havuçları soyunuz, küp küp doğrayınız. Domatesleri soyunuz, çekirdeklerini ayırarak rendeleyiniz. Soğanı soyunuz, rendeleyiniz. Bir yemek kaşığı zeytinyağında yakmadan rendelenmiş malzemeleri ve fesleğeni hafifçe çeviriniz. Bütün malzemeleri suyun içerisine ilave ediniz. Sebzeler yumuşayıncaya kadar 20 dakika orta ateşte pişiriniz. Taneli olarak veya blendarden geçirerek süzülmüş olarak tüketebilirsiniz. Afiyet olsun.

Cumartesi, Temmuz 05, 2014 | 0 yorum | Devamı..

Nohut Deyip Geçmeyin!

Kuru fasulyeden sonra pilavın en yakın dostu nohutun aslında leblebi şeklinde tüketildiğinde de çok yararlı olduğunu biliyor muydunuz?

Hisar Intercontinental Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Karacanoğlu’ndan nohutun yararlarını öğrendik…

• En çok protein, kalsiyum, çinko, magnezyum, demir mineralleri içeren tahıllardandır.

• Nohut tanelerinin dış kısımları, yüksek miktarda kalp damar sağlığını koruyan, kolesterol düşüren ve özellikle kan şekerini düzenleyen posa içerir. Özellikle kalp damar sağlığı problemi yaşayanlar ve diyabet hastalarının sofrasından eksik etmemesi gerekir.

• İç kısımları nişasta içerdiği halde dış kısımlarının posalı olması nişastanın kana karışmasını yavaşlatarak sağlıklı beslenmeye yardımcı olur.

• Doymamış yağ asitleri içerir.

• Dış kabuğu sindirilemeyen posalar (fitat ve tanenler) içerdiği için kalsiyum ve demir emilimi düşüktür.

• Doğru pişirilir, yeterli miktarda ıslatılırsa fitat ve tanenlerin etkisi kaybolarak demir ve kalsiyum bağlayıcı etkisini kaybeder.

• B ve E vitaminlerinden çok zengin olmasına rağmen; B 12 için ciddi bir kaynak değildir.

• Leblebi şeklinde tüketilmelidir.

• Etli ya da etsiz yemekleri yapılabilir.

• En yüksek proteinden yararlanıldığı şekli, diğer tahıllarla birlikte pişirildiğindedir.

• Pişirirken oda ısısında 8 saat ıslatılmalıdır. Sıcak suyla ıslatırsanız bu süre kısalır.

• Islatma suyunda şişince dış kabukları ayrıldığı için gaz yapma etkisini kaybeder.

• Baklagilleri çiğ tüketmeye çalışırsanız emilimini engelleyen enzimler nedeniyle gaz problemi yaşayabilirsiniz. İyi pişirmeyle bu özelliği gider.

• Çok yüksek ısıda uzun süre pişirirseniz protein kayıpları olur.

• Kesinlikle pişirme suyunu atmayın. B grubu vitaminler ve mineral kaybına neden olur.

Cumartesi, Temmuz 05, 2014 | 0 yorum | Devamı..

Yaşınızı Yüzünüzden Silen Uygulamalar

Herkesin hayali olan genç ve sağlıklı
bir cilde kavuşmak artık mümkün
Genç cildi ile dikkat çeken yaşını almış yıldızların sırrı artık çözülüyor. Öyle ki günümüzde uygulaması her geçen gün daha pratik ve ekonomik bir hal alan cildi gençleştirici yüz işlemleri daha sık kullanılıyor. 

Herkesin hayali olan genç ve sağlıklı bir cilde kavuşmak artık mümkün. Muayene ortamında cerrahi operasyon gerektirmeyen popüler yüz gençleştirme uygulamalarında detaylar. 

Konuyu Moleküler, Enzimatik ve Hücresel cilt yenileme işlemlerini Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel anlatıyor…

Genç cildi ile dikkat çeken yaşını almış yıldızların sırrı artık çözülüyor. Öyle ki günümüzde uygulaması her geçen gün daha pratik ve ekonomik bir hal alan cildi gençleştirici yüz işlemleri daha sık kullanılıyor. Peki, parlak ve bakımlı bir cildin sırrı ne? Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel’e göre en sık kullanılan üç çeşit yöntem bulunuyor. Moleküler, Enzimatik ve Hücresel cilt yenileme işlemleri en revaçta olan uygulamalar arasında. Bu üç yöntemin bir arada ya da tek tek yılda bir kere yapılmasının cildin yaşlanmasını önlemek için çok faydalı olduğunu altını çizen Yücel, cerrahi olmayan bu işlemlerin muayene ortamında yapılabildiğini anlatıyor.

Peki, bu üç işlemi birbirinden ayıran en önemli unsurlar ne? Bu soruları Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel yanıtladı…

Moleküler yöntem hakkında bilgi alabilir miyiz?

Moleküler yöntem cildin derin nemlendirme işlemidir. Bu işlemde cilt altına bağ dokusunun ana yapı maddesi saf hyalüronik asit verilebilir. Hyalüronik asit vücudun en önemli yapı taşlarından biridir ve kan damarlarından iç organlara, cilt içinden eklemlere kadar hemen her yerde bulunur. Vücudumuzda hücreler arasında yer alan maddeyi oluşturan en önemli protein hyalüronik asittir. Bu protein doğduğumuz günden itibaren azalmaya başlar. Belli bir yaştan sonra bunu yerine koymak hem cildin kalitesini yüksek tutar hem de cildin gerginliğini ve elastikiyetini geri kazandırır. Burada yapılan şey esnek, nemli, parlak cildin kendine özgü pırıltısını geri kazandırmaktır. İşlemde dolgu amacı yoktur. Bütün cilt altına doldurarak yüzde, boyunda, dekoltede ve elde kullanılabilir. Dışarıdan kullanılan nemlendirici kremlerden çok daha etkilidir. Ancak işlemi yılda bir kere yenilemek gerekiyor. İki hafta arayla dört kür olarak uygulanılabilir. 35 yaş sonrası özellikle kuru ciltlere önerdiğimiz bir işlem olan derin nemlendirme uygulaması, özellikle güneş gören ciltler için çok faydalıdır. Bu işlem ciltteki renk bozuklukları ve gözaltı morluklarını azalttığı gibi ince kırışılar üzerinde de etkilidir.

En sık kullanılan cilt gençleştirme uygulamalarından “Enzimatik Yöntem” nedir?

 Prof. Dr. Akın Yücel 
PRP yani “Platelet rich plasma” trombosit yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması adı verilen yöntem, kişiden az miktarda alınan kanın, özel bir işlemden geçirilerek bileşenlerine ayrıştırılması ve elde edilen “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın” yine aynı kişiye cilt gençleştirme amaçlı enjeksiyon yoluyla geri verilmesi işlemidir. Bu işlem yara tedavisinde de kullanılabilir. Bu işlem cilde verildiğinde kolejen sentezini artırır ve yara yenileyici hücreleri o gölgeye çeker.

Hücresel yöntemler nedir? Nasıl uygulanır?

İnsan vücudunun temel yapı taşlarını oluşturan proteinlerin en önemlisi olan kollajen, bağ dokusunun da ana maddesidir. Cilt, kıkırdak dokusu, tüm ligaman ve bağlarda yaygın olarak bulunur. Ayrıca yara iyileşmesi sırasında yaralanan dokuları bir arada tutan harç da kollajenden oluşur. Kollajen fibroblast adı verilen hücreler tarafından salgılanır. Son yıllarda kişinin kendi fibroblastlarını laboratuvar ortamında çoğaltıp kişiye tekrar geri verme işlemi revaçta. Hücrelerin çoğaltılma işlemine fibroblast kültürü adı veriliyor. Kulak arkasından minik bir deri ve kan alınarak Türkiye’de Ankara’da ve Trabzon’daki hücre kültürü laboratuvarlarına gönderiyoruz. Ardından laboratuar ortamında üretilen saf Fibroblast kültürlerini cilde enjekte ediyoruz. Ciltteki kollajen seviyesini arttıran bu uygulama cerrahi müdahaleler kadar olmasa da kişinin cilt yaşını gözle görülür şekilde geriye alıyor.

Cumartesi, Temmuz 05, 2014 | 0 yorum | Devamı..

Cilt sıkılaştırmada anında gözle görülebilir yeni yöntem

Reaction son dönem estetik tedavisinde kullanılan yepyeni bir radyofrekans olarak tanımlanabilir. Cilt sıkılaştırma ve vücut şekillendirmede kullandığımız radyofrekans tedavisi Reaction ile anında gözle görülebilir sonuçlar elde edilmesini mümkün kılmaktadır. 

KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Kaliteli Yaşam Polkliniği Uzmanlarından Dr. Yasemin Savaş Reaction Radyofrekans'ın sağladığı avantajlar hakkında bilgi verdi!

Haberin ayrıntılarını ekte bulabilirsiniz. Haberi değerlendirmenizi rica eder ilginiz için teşekkür ederiz.

Reaction Radyofrekans hangi durumlar uygulanır?
Reaction cilt sıkılaştırmak için kollojen ve elastin üretimini harekete geçirir ve vücut sıkılaşıp pürüzsüzleşir. Lipoliz dediğimiz reaksiyon ile dermal yapıyı güçlendirip selülitleri yok eder. Kol, karın ve basen çevresini incelterek bu bölgeleri sıkılaştırarak şekillendirir.

Reaction Radyofrekans hangi avantajları sağlar?
Kliniğimizde kullandığımız Reaction’nın özelliği üç farklı frekans kanalını bulundurmasıdır. Bunun yanında dördüncü bir boyut olarak tek bir atışla 3 radyofrekansı bir araya getiren çoklu kanal modu bulunmaktadır. Bunların kullanıcılara ve hastalara getirdiği en büyük avantaj her bir frekans kanalı tam olarak belirli bir penetrasyon derinliğini hedefler.

4. mod olarak tanımladığımız mod’da, radyofrekans aynı anda bütün dermal katmanlardan geçerek cilt katmanlarının orta ve derin seviyelerini tam penetrasyonla tedavi eder. Tedavi edilen vücut bölgesine göre kanal modunu seçebilme özgürlüğü hastalarımıza konforlu ve güvenilir bir tedavi sunarken, etkin sonuçlar alınmasını sağlamaktadır.

Reaction’da radyofrekans etkisinin yanında vakum terapi özelliği sayesinde tedavinin etkisi artar ve geniş bölgelerde radyofrekans enerjinin daha derine etki etmesini sağlar.

Reaction estetik sistemi 3 adet dönüşümlü kullanılan tedavi başlığı içermektedir:

- Face kontur / yüz programları
- Body kontur / vücut uygulamaları
- Cilt sıkılaştırıcı başlık

Cilt sıkılaştırma ve selülit tedavisinde hastalarımızın ihtiyacına göre tedavi programları yapılmaktadır. Ortalama 6 - 8 seanslık programlar verilmekte ve sıklığı haftada bir olmaktadır. Maksimum uygulama süresi 20 dakikayı aşmamaktadır.

Yüz uygulamalarında da yine cilt tipine ve hastanın ihtiyacına göre programlar yapılır. Ortalama 6 - 8 seans olarak düzenlenen programlarda seans aralıkları 40 yaş üzeri hastalar için haftada 1 seans, 30 - 35 yaş arası hastalar için ise 15 günde bir olarak yapılır. Radyofrekans kliniğimizde mezoterapi ve karboksiterapi gibi tedavi yöntemleri ile de kombinlenebilmekte bu sayede de daha çabuk ve etkin bir tedavi sağlamaktadır.

Cumartesi, Temmuz 05, 2014 | 0 yorum | Devamı..
 
LOGO2

Yaşam ve İnsanlar Magazin